İNTERNETTE KİTAP ALIŞVERİŞİ – EN İYİ SİTE

İnternette bayağı bir siteden kitap alışverişi yaptım. Bunları özelliklerine göre listelemek istedim. Böylece en iyi kitap satan siteyi seçerek az parayla daha iyi hizmet alabiliriz. Öyleyse başlıyorum;


Babil

babil-com-logo-kitap-sitesi

Fiyat:★★★★

Kargo Durumu:★★★★★

Çeşitlilik:★★★★

Kampanya:★★

Hediye:★★★★

Adres: http://www.babil.com/

Babil’den sanırım iki defa alışveriş yaptım. Fiyat olarak Okuoku bir miktar daha ucuz. Hatta belirli kitaplarda çok daha ucuz. Çok fazla kampanyası yok. Ancak kargonuz elinize çok sağlam ulaşıyor. Hem karton kutu içinde hem de baloncuklu poşetlere kundaklanmış biçimde. Bana ulaşan iki kargom da sıfır hasarlı gelmişti. Okuoku’dan sonra bildiğim kadarıyla fiyat olarak en uygun sitelerden biri. Aynı zamanda kargonuz hasarlı gelirse hızlıca sorunu gidermek için verdikleri kart hoş bir hizmet. Adresi hatalı yazdığım için bir kez müşteri hizmetleriyle irtibata geçtim. Oldukça ilgililerdi. İlgi görmeyi hak ettiğini düşünüyorum. Kargonun gelmesi de 2-3 günü buluyor olağanüstü durumlar haricinde.Hediye olarak de Arka kapak dergisi, not defteri, bir sürü ayraç ve daha nicesini bulabilirsiniz.

Okuoku

okuoku

Fiyat:★★★★★

Kargo Durumu:★★★

Çeşitlilik:★★★★★

Kampanya:★★★★★

Hediye:★★★★

Adres: https://www.okuoku.com/

Okuoku fiyat olarak ve kampanyalar olarak benim cidden yüzümü güldüren bir site. Çok uygun fiyata çok sayıda kitap alabiliyorsunuz. Her ay yenilenen 9.90TL kampanyası harika ki bu kampanya kapsamında 30 TL’ya satılan kitapların bulunduğu bile oluyor. Tek sorunu hemen hemen tüm kitap sitelerinde 50 TL ve üzerine kargo bedavayken Okuoku’da 75 TL ve üzerine kargo bedava. Bazı kargo ödeyen kitaplar var ancak genelde pek de iyi olmayan, hatta kötü olduğunu düşündüğüm kitaplar olduğundan pek yararlı bir özellik olduğunu söyleyemem. Kargo ulaşma hızının da iyi olduğunu duydum ben bayramda sipariş verdiğim için doğal olarak geç geldi o yüzden bu konuda pek diyecek bir şeyim yok. Ancak kargo durumu neden bilmiyorum ancak çok kötüydü. Okuoku’dan gelen kargoların genelde hasarsız olduğu söylenir ama. Kargo şirketi olarak UPS’yi seçtiğimden midir bilinmez ama… Değiştirmekle de uğraşmak istemedim ancak bu yönünden puan kırdım elbette. Hediye olarak kahve, ayraç ve ön okuma veriyor genelde. Bu da fiyat ve kampanyalar açısından çok iyi olduğunu düşündüğüm bir site.

İdefix

idefix

Fiyat:★★

Kargo Durumu:★★★★★

Çeşitlilik:★★★★★

Kampanya:★★

Hediye: –

Adres: http://www.idefix.com/

Henüz  diğer kitap siteleri yokken ya da ün kazanmamışken herkesin tercih ettiği bir yerdi İdefix. Ancak fiyat ve doyurmayan kampanyalar nedeniyle diğer sitelerin oldukça gerisinde kalmış durumda. Hala hem İngilizce hem Türkçe kitaplarda geniş bir yelpazeye sahip. Ancak fiyatlarının yüksek olması nedeniyle artık pek tercih edilmiyor. Herhangi bir hediyesi yok. Fakat bahsetmeden edemeyeceğim kargolara gösterdikleri ilgi muhteşem. Öyle bir paketliyorlar ki kitaplar ufacık bir hasar dahi göremiyor. Bu siteden başka sitelerde bulamadığını kitapları alabilmeniz mümkün olduğundan önemli bir rol oynuyor aslında. Aklınızın bir köşesinde kalsın yine de.

İnkılap Kitabevi

Fiyat:★★

Kargo Durumu:★★

Çeşitlilik:★★★

Kampanya:★

Hediye: –

Adres: http://www.inkilap.com/

Bu siteyi tek tercih etme nedenim ara sıra Enpara kampanyasıyla %50 indirimli kitap alabilmek. Onun dışında ne fiyat, ne çeşitlilik ne de kargoya gösterilen özen bahsetmeye değer değil. Enpara indirimini yakalarsanız o dönem pahalı olan bir kitabı alma şansı elde edebilirsiniz belki. (Bkz: Ben Görünmez Canavarlar, Ölüm Pornosu, Küçük Prens, Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında, Olağanüstü Bir Gece’yi toplam 25 TL’ya almıştım!) Hediye yok 😦

Nobel Kitap

Fiyat:★★

Kargo Durumu:★★

Çeşitlilik:★

Kampanya: –

Hediye: 

Adres: https://www.nobelkitap.com/

Bu site genelde bilimsel ve akademik kitaplar arayanların kullandığı bir site olduğundan pek bir çeşitlilik olduğunu söyleyemeyiz sanırım. Bu kitapların da çok da ucuz olmaması ve kargonun sadece bir kutunun içine konulup gönderilmesi de puan kırdığım noktalardan. Üniversitedeki arkadaşlar için diyorum özellikle akademisyenlerin kendi kitaplarını veya önerdiği kitapları burada bulabilirsiniz. Ben de üniversitedeki bir öğretmenimin kitabını alabilmek için kullandım sadece.


Yukarıda da açıkladığımı özetlemek gerekirse en iyi siteler Babil ve Okuoku. Bu iki sitenin kampanyalarını takip ederseniz uygun fiyata iyi bir hizmet almanız mümkün. Bu yazının ikinci kısmında da BKM Kitap ve Nadir Kitap hakkında bir şeyler yazacağım muhtemelen. Herkese iyi günler dilerim~

Eylül Ayında Aldığım Kitaplar

Bu ay bir çılgınlık yapıp 16(17 de olabilir) tane kitap aldım. Resimlerini ve alış nedenlerimi ayrıntılı olarak yakında Instagram sayfamda(@okuyandomates) bulabilirsiniz. Şimdilik bir liste misali dursun burada.

Yabancı Yayınları

  • Lola ve Komşu Çocuk
  • Isla ve Mutlu Son
  • Hayalet Kalp
  • Sonsuzluğun Sınırında
  • Alice Hakkındaki Gerçek

Ayrıntı Yayınları

  • Görünmez Canavarlar
  • Ölüm Pornosu

İthaki Yayınları

  • Marslı

Martı Yayınları

  • Kurtlara Söyle Eve Döndüm

Novella Dinamik

  • Doğruluk Cadısı

Sel Yayınları

  • Babaannemin Usturası

İş Bankası Kültür Yayınları

  • Satranç
  • Olağanüstü Bir Gece

Doğan Egmont

  • Küçük Prens

Pegasus Yayınları

  • Mutluluk Seti

Doğan Kitap

  • Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında

Bu ay biraz coşmuş olabilirim ama Okuoku’da kesinlikle kaçırılmayacak bir indirim vardı. Çok az bir kısmını da Enpara Kart’ın sunduğu %50 indirimiyle İnkılap Kitabevi’nden aldım. Fakat kargolar bayram tatilinden sonraya kaldı 😥

LGBT Nedir, Ne Değildir

homophobia

Bu yazıyı olur da bir şekilde bulup okuyorsanız ve LGBT hakkında nefrete varan değişik önyargılarınız varsa öncelikle size şunu sormalıyım. Sizi hiçbir şekilde ilgilendirmeyen insan grupları hakkında neden bu kadar takıntılısınız? Ya da takıntılıyız. Kendimize nefret edecek bir hedef bulmadan güzel ve huzurlu(!) hayatımıza devam edemiyor muyuz acaba? Normalde kimsenin kimseyi anlamasını beklemem. Anlamayanın görüşünü de umursamam. Ancak iş artık öldürmeye varan önyargılar oluşturduğunda ben de bir şeyler söylemek istedim.

LGBT bireyi olmak tercih edilen veya özenilen bir farklılık değildir. Kişinin kendi normalidir. Hatta aksi garip gelir. Tekrar altını çizeyim; kimse LGBT bireyi olmaya özendirilmez veya özenmez. Hatta elinde olsa bu durumu tersine çevirmek isteyecek insanlar da vardır.

LGBT bir terör örgütü ya da egzotik bir topluluk değildir. Kendi normalliklerini özgürce yaşamaya çalışan bir grup insandır. Herhangi bir dine veya kültüre düşmanlık taşımaz. Herhangi bir din veya kültür bu bireylere kin besler ki bu ayrı bir konu.

Dininiz ve kültürünüz ne olursa olsun insan ölümünü desteklediğini zannetmiyorum. LGBT bireylerin gördüğü nefret ve önyargılar artık ölümlere neden olduğundan belki nefret etmek yerine anlamaya çalışmak daha önemlidir. Ve LGBT’yi desteklemek sizi de LGBT bireyi yapmaz. Duyarlı biri yapar.

Böyle açıklamalara gerek duymamayı gerçekten isterdim. Kimsenin eşcinselmiş transseksüelmiş bu kadar kafaya takmamasını isterdim. Hep birlikte birbirimizin önadına bakmadan yaşayabildiğimiz bir hayat isterdim. Olmuyor maalesef. Ancak şunu düşünmenizi istiyorum. Nefret ne getirdi? Nefretin ne yararı var? Dininize inanın isterseniz ve ona göre hareket edin. Fakat bu sizin gibi davranmayan herkesden nefret etmeniz gerektiği anlamına gelmez.

Neden bunları yazdım ben? Bilmiyorum. Sadece üzülüyorum.

 

 

Basit Ayraç Yapımı

IMG_20160828_153848

Instagram’da ayraçlarımı nasıl yaptığım sorulmuştu ben de ayrıntılı cevap verebilmek için bir blog yazısı yazayım dedim. Hemen anlatıma geçelim. Öncelikle gerekli malzemelerden başlayalım;

  1. Yazıcı(Elinizde ayraç yapmak istediğiniz bir resim varsa onu da kullanabilirsiniz.)
  2. Glue Stick(Genelde Pritt uhu diyoruz biz halk arasında.)
  3. Kullanılmayan karton ayraçlar
  4. Makas

 

Öncelikle yapacağımız şey internette sevdiğimiz şeylerle ilgili ayraç olabilecek resimler bulmak. Türkçe arattığımızda pek sonuç alamayabiliriz. Bu yüzden mesela Game of Thrones ayracı yapacağız diyelim. Google’a ”Game of Thrones banners(Taht Oyunları Sancakları)” yazabiliriz. Aşağıdaki sonuçları uygun gördüm ben mesela;

İkinci bir seçenekse direkt olarak Google’a ayraç yapacağınızı bildirmek. Bu sefer de Harry Potter ayracı yapacağımızı düşünelim. ”Printable Harry Potter Bookmarks” yazabiliriz. Şu sonuçları beğendim ben mesela.

 

Bundan sonra yapacağınız biraz el işi. Resimleri kenarlarından pürüz kalmayacak şekilde kesiyoruz. Kullanmadığımız kitap ayraçlarına yapıştırıcıyı sürüp köşelerinden dikkatle yapıştırıyoruz. Yanlış yapıştırırsanız kağıtta çirkin şişlikler ve bükülmeler olabiliyor. Bir süre kuruduktan sonra ayraçlarınız hazır!

Daha afilli olsun isterseniz üst köşelerinden birini delgeçle delip ip bağlayabilirsiniz. İpin en son kısmını keserek püskül yapabilirsiniz. Basit kısmı anlattım ben gerisi hayal gücünüze kalmış. Yaptıklarınızı Instagram’dan ya da buradan atmayı unutmayın!

YouTube’ta Kimi İzliyorum I

Ben çok da video izleyen biri değilim ancak YouTube’ta en sevdiğim kanallardan bahsetmek istedim.

Kitap

WhDNFf9I-horz


Eren Nadir Akşamoğlu(Saklama Kabı)
https://www.youtube.com/user/erennadir


Eren Nadir Akşamoğlu muhtemelen en sevdiğim YouTuber. Uzun zamandır farklı kitaplar okumak gibi bir isteğim vardı.Yıllardır sadece fantastik kurgu okumam ve kendimi gerçeklikten fazlaca uzaklaşıyor gibi hissetmemin ardından Haruki Murakami ve Chuck Palahniuk gibi yazarlara sarıldım ancak açlığım dinmemişti. Var olan gerçeklikler olabilecek en sert şekilde suratıma vurulsun istiyordum. Bir yandan da deli gibi LGBT kitapları araştırıyordum. Dolayısıyla Bookstagram evrenindeki en büyük kazancımdır Saklama Kabı.


thinbooks

https://www.youtube.com/channel/UCz4cy78klHPIepOoJGrX_Ag


Ecmel’i bayağı uzun süredir tanıyorum. Dolayısıyla bu kanaldaki ilk videosundan(Gerçi şu an silinmiş olsa da) son videosuna kadar çıktığı gibi izledim. Uzun zamandır konuşamıyor olsak da sevdiğim bir insan olduğu gibi çok da sevdiğim bir Booktuber. Ecmel’in tavsiyeleri şu ana kadar beni hiç yanıltmadı. Bilmediğim güzel kitaplar okumama da yardımcı oldu. Ancak her şeyden öte en sevdiğim yanı kanalın aşırı eğlenceli olması ve Ecmel’in güldüren montajları sanırım.


Bookie Jar

https://www.youtube.com/channel/UCiI3w0V1rX2Y9iyH_WzHkfg


Kitap başlığı altında üç ismi içermek konusunda kararlıydım. Üçüncüde Nihan Alak mı Bookie Jar mı olsa diye düşündükten sonra Bookie Jar’a olan sevgim ağır bastı. Fazlaca enerjik, fazlaca benim tarzımda okuyan bir booktuber. Tepedeki Rüzgar ile yaptığı söyleşiden tanıyıp bayağı bir videosunu keyifle izlediğim kanallardan biridir. Fantastik kurgu ve çizgi roman okurlarının da izlemesini öneririm.

Oyun

maxresdefault (2)-horz


Dost Kayaoğlu

https://www.youtube.com/user/ExileFalcon


Aslında Dost Abi’yi ben oyunlardan değil de anime çevirisi yaptığı dönemlerden hatırlıyorum. Sonrasında YouTube kanalı açtığında bir bakayım dedim. Dark Souls hariç gameplaylerine bakmadım hiç ancak inceleme videolarını çok beğeniyorum. (Japonya gezi videosu da oldukça keyifli.)


GameGrumps

https://www.youtube.com/user/GameGrumps


Yabancı bir kanal. Ancak videolar aşırı eğlenceli. Bazen gülmekten videoyu durduracağınız kadar komik. Dark Souls serilerine bakabilirsiniz.(Bkz: Bol ölünen bir oyunu eğlenceli hale getirmek)

Genel

barış-özcan-770x513


Barış Özcan

https://www.youtube.com/channel/UCv6jcPwFujuTIwFQ11jt1Yw


Evet, kategori olarak ”Genel” yazdım çünkü bu kanal için başka ne denir bilemedim. Kitap, film, dizi incelemeleri ve önerilerilerinden tutun insan vücudunun sınırlarından teknolojik hikayelere kadar daha sayamayacağım kadar içerik var kanalda. Bu kanalı ben şöyle tanımlıyorum; Çok bilgili bir abinizle oturmuşsunuz bir yerde. O da size engin bilgilerini sunuyor. Kişisel gelişim anlamında da çok güzel videoları var. İzlemenizi öneririm.

Japon Kültürü

photo (1)


Yükselcan Çako

https://www.youtube.com/channel/UCRNK-QvV8eUAr9e0nVozGnA


Bu başlık kaç kişinin ilgisini çeker bilmiyorum ancak belirtmek istedim. Kanal biraz dağınık ve konudan konuya atlamış gibi dursa da podcastleri izlediğinizde(dinlediğinizde?) Japon Kültür ve Tarihi hakkında çok fazla bilgiye erişebileceğinizi söyleyebilirim. Şahsın bir de Japon Kültürü adlı bir bloğu var ki şahane. Takip etmenizi öneririm. En azından konunun ilgililerine. Ayrıca oyunlarla ilgili de birtakım videolar bulunuyor.

Düşündükçe Gelen Daralma Hissi

SG4TF

Bazı konularda salak olmanın çok fazla faydası olduğunu kabul etmeliyim sanırım. Çünkü salak olmak mutlu olmaktır. Salak olmak neyin yanlış olduğunu bilmemektir. Salak olmak boşluk hissine kapılmamaktır. Aksine düşünmek ise her zaman ortada yanlış bir şeyler olduğunu farketmenize sebep olacağından sizi yıpratır. Yalanlar çok güzeldir. Bilinmezlik harikadır.

Hayatınızın birçok kısmında yaşadığımız bir durum bu gerçekleri gözardı edip düşünmeme olayı aslında. Ancak bunu en net haliyle uzun ve düzgün bir ilişkiniz olduğunda anlıyorsunuz. Düşünmediğiniz sürece her şey aşırı doğru. Aşırı olması gerektiği gibi. Mükemmel adeta. Bir süreliğine durup düşündüğünüz zaman ise kusur bulmaya başlıyorsunuz. Kendinizde, karşıda. Sonra bu düşündüklerinizin gerçek olup olmadığıyla ilgili düşünceler başlıyor. İnsan ya, her zaman kendini haklı buluyor elbette. Belki de haklısınız, belki haksızsınız orası bilinmez tabii.

Bu düşünme hissi devam ettikçe artık tam bir paranoyak olursunuz, tebrikler. Artık karşıdaki tarafı sorgulamak için o kadar neden bulabilirsiniz ki. Tabii bir de özgüvensizlik ve korku da bu işin içine girince iyice acı verici hale geliyor.

Peki bu berbat hissiyatı geçirmek için ne mi yapmak lazım? Bilmem. Çok uzun ilişkisini bile böyle sorulardan bitirip kafasını rahatlatan var. Ama bırakamayacağınız kadar değerli biriyse gizliden gizliye bu acıyı çekmek en mantıklısı. Karşı tarafla konuşmak bir işe yaramayacaktır. Çünkü hissettiğiniz bu durumu anlamayacakları gibi sadece bir suçlama olarak dahi görebilirler.

Yaşasın salak olmak.

Olmasaymış da Olurmuş – Dead Island

4e908e05133c7559bec0173c713c3e39

Hatta keşke olmasaymış da ben de oynama hatasına düşmeseymişim. Bu incelemeyi kısa tutmayı düşünüyorum çünkü diyecek pek bir şey yok. Oynanış tekdüze, hikaye klişe, çevre güzel karakterler çirkin, haritalar boş ve tekrar ediyor. Oyun gerçekçi olmaktan kilometrelerce uzak olmasına karşın silahlar aşırı hızlı kırılıyor bozuluyor. Silah modlarının çoğu pek de bir işe yaramıyor. Yetenek ağacı daha fazla genişletilmeli. Oyun sonu bu kadar kolay olmamalı vs vs. Oyun hakkında yazılacak iyi şey mi? Hmm… Sanırım zombilerin orasını burasını koparmak güzeldi.

Oyun çıkalı çok uzun bir zaman geçti biliyorum. Ben ”Başladık bitsin bari.” düşüncesiyle yeni bitirdim ancak. Trailerı çıktığı zaman çok ilgimi çekmişti. İşte ne yaparsın beklentiler…
Zombiler L4D2 ile hemen hemen aynıydı. Kendini patlatanı mı dersin şişman tüküreni mi dersin. Orijinal bir şey yoktu oyunda kısaca. Sadece yapılmak için yapılmış gibi duruyordu. Vur-kaç yaparak en zor düşmanı bile çok kolay bir şekilde öldürüyorsunuz zaten. Düşman çoksa da bir yerin üzerine çıkıp bomba, molotof yardımıyla adeta yıkıp geçiyorsunuz ortalığı. Kitle imha silahı gibi olan karakteriniz küçük bir hasar aldığında ”Help meeeeeeğ” diye bağırıyor ama. Karakterlerin de içi çok boştu bu arada hepsi ruhsuz.
Co-op oynanırsa daha zevkli olur sandım ancak pek bir değişiklik yaratmıyormuş. Sadece daha kolay öldürüyorsunuz.

Her neyse bol bol kötüledikten sonra 2/5 veriyorum. 2 puanı da adanın güzelliğinden ve zombi kesme hissiyatının hoşluğundan veriyorum. Oynamayın gerek yok.

Koşmasaydım Yazamazdım – Haruki MURAKAMİ

kapak

İşin doğrusunu söylemek gerekirse bu benim ilk okuduğum Murakami kitabı. Kendisi elbette gerek çevremden sık sık duymam gerekse merak etmem nedeniyle ilgi duyduğum bir yazardı. Ben de koşmayı sık sık düşündüğüm bir dönemde bu kitabını okumak istedim. (Tabi Yazımca Kitap‘taki yorumun da payı yok değil.)

Yazı içinde de yer vereceğim üzere yazar bu kısacık (168 Sayfa) denemesinde bir durup düşündüren çok güzel sözlere yer vermişti.

İnsanın aklındakiler, vücudun ölümüyle birlikte öylece, hiçbir şey olmamış gibi yok olup gidiyor mu acaba?

Yazarın kendini okutan dilini oldukça beğendim doğrusu. Ben pek deneme okumayı seven biri değilim aslında ancak bu kitabı okurken sıkıldım diyemem asla. Evet, büyük bir iştah ve inanılmaz bir zevkle okumadım. Ancak okurken bir şeyler hissedip bir şeyler öğrendiğim kitaplardandı. Aynı zamanda oldukça motive edici olduğunu söyleyebilirim. Gereksiz kişisel gelişim kitaplarından biri değil tabii ki, yalnızca isteklisi için içinde uygun mesajlar taşıyan bir kitap.

Kaç yaşına gelirsem geleyim, yaşadığım müddetçe, kendim dediğim insanla ilgili yeni keşiflerim oluyor işte.

Kitabı okumanızı önerir miyim? Evet, öneririm. Ama benim görüşüm bir Murakami kitabı okuyacaksanız ilk kitabın bu olmaması gerektiği yönünde. Ancak yazarı sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap, o kesin. Çünkü bu kitabında Haruki Murakami’nin nasıl biri olduğuyla ilgili keskin hatlara sahip olabilirsiniz.

Kitapta beni ara ara hoşnutsuzluğa iten birkaç nokta oldu. Elbette bu bir deneme ancak zaman, mekan ve olaylar arasındaki hızlı uçuşları ben çok beğenemedim mesela. Bazı noktalarda da istediğim detaylara sahip olamadım. Kitapta en beğendiğim kısım ise şüphesiz ultra maraton kısmıydı.

Puan: 3.5/5

Steelheart, Firefight ve Ötesi

Ben çok çok uzun yıllar önce Elantris’le keşfetmiştim Brandon Sanderson’ın usta kalemini. Daha o zamanlar kimsenin Brandon Sanderson’la ilgilendiği falan yoktu. Hemen ardından asıl popüler serisi olan Sissoylu Türkçe’ye çevrildi ve oldukça büyük çapta bir popülarite kazandı. The Reckoners Serisi de yine bir Brandon Sanderson kitabı ancak diğer kitaplarının aksine bu bir genç-yetişkin(young adult) serisi. Bu seriyle şunu anladık ki Brandon Sanderson gayet de güzel young adult türünde yazabiliyormuş…

SteelheartFirefightCovers

Ülkemizde Steelheart kapağı bundan farklıydı. 

Öncelikle anlatmaya Steelheart‘tan başlayayım. Steelheart serinin ilk kitabı. Hikayeye giriş biletimiz kısaca. Hikayeyi de kısaca şöyle özetleyelim;

”Gökyüzünde bir gün Calamity’nin görülmesiyle insanlar değişmeye başlamıştı. Sıradan insanlar güçler kazanıp Epiklere dönüşüyordu. Ancak Epikler güçlerini üstünlük kurup halkı sömürmek için kullanıyordu. Kimse Epiklerle savaşmıyordu. Asiler hariç… Hikayemizin ana karakteri de Asiler’e katılıp babasının intikamını almak istiyor. Babasını öldüren Epik ise Steelheart. Şehri yöneten yenilmez Epik. ”

Steelheart bir giriş kitabı olmasına karşın sizi hikayenin içine hızlıca alıp aksiyonu erkenden başlatıyor. Bol bol aksiyon dolu sahneler okurken bir yandan da merak faktörü var. Çünkü Epiklerin zayıflıkları ve nasıl yenilecekleri başlı başına okuması aşırı zevkli şeyler. Hikayede en azından benim ilgilendiğim nokta hep o oldu. Epiklerin nasıl epik olduğu ve zayıflıklarının neyden geldiğiyle ilgili teoriler hikayeyi bayağı zevkli kıldı. Steelheart su gibi akıp giden bir kitaptı. Spoiler vermemek için daha fazla bir şey demek istemiyorum.

Firefight’ı daha bu sabah bitirdim ve şunu söylemeliyim ki söylendiği üzere Steelheart’tan daha iyiydi. Yeni şehir olan Babillar ve Epiklerle ilgili öğrenilen yeni bilgiler durmadan şaşırttığı gibi aksiyon da sürekli doruktaydı. Kitap bir yerde film etkisi yaratıyordu adeta bir kitap okuduğunuzu unutuyordunuz. Sonu da tatmin ediciydi oldukça.

Peki kitapta neleri mi sevmedim? İlk kitapta hiçbir karakteri sevmedim işin doğrusu. Gerçekten hiçbirine kanım ısınmadı. İkinci kitapta David’i ve Megan’ı sevmeye başlasam da David’in abartılı derecede kötü metaforları bir yerden sonra ”Meh…” derdirten cinstendi gerçekten. Bu yüzden zaten iki kitabın puanını da 4/5 olarak verdim. Ancak yine de genç yetişkin kitapları okumayı seviyorsanız kesinliklikle kaçırmamanız gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

(more…)

Zaman ve Beni İplemeyen Çarklar

Bloğumu okuyan veya beni tanıyan herkes, size sıkıcı bir yaz akşamından selam gönderiyorum. Beni tanıyanlar bilir ki ben planlarıma ve zamanımı nasıl değerlendirdiğim hakkında paranoyakça takıntılara sahip biriyim. O yüzden bu sene benim için bir anlamda oldukça kötü bir sene oldu. Tamam kabul ediyorum, hayatımdaki büyük değişimlerin senesiydi bu sene. Beni her gün mutlu edebilecek unsurlar girdi hayatıma. Ancak bu sene yaptığım hiçbir plan doğrultusunda ilerleyemedim.

Eğitimsel anlamda çok az da olsa gelişme kaydettim. Sanırım bu sene Japonca’mı biraz olsun ilerlettim. Gel gelelim uzun süredir denemek istediğim Japonya programlarına küçük bir bay bay demek durumunda kaldım. GNO’m tamı tamına 2.60’dı mülakat dönemi çünkü ve ben bu yüzden mülakatlara giremedim. Bu olayın bende çok az da olsa depresif etkileri oldu. Ben başarı olayını biraz fazla umursuyorum sanırım. Ancak başarılı olmak için çok da çalışıyor değilim. Galiba az önce çok da başarılılı olmama nedenimi buldum… Her neyse, bu dönem bayağı uğraşıp ancak ve ancak 2.90 yapabildim. 3 olmaması beni üzse de en azından 2. sınıfta mülakatlara girebilecek olmam beni mutlu ediyor.

tumblr_nqxe241pXG1uvf5blo1_500

İlerlemek istediğim yolda ilerlememe rağmen bu ilerlemenin benim planladığım şekilde gitmemesi depresyonumun merkez noktası. Gerçekten ben bu seneyi böyle planlamamıştım! Japonca’mı günlük olarak geliştirip çok başarılı olacaktım ve hak ettiğimi alacaktım neler oldu böyle? Ben böyle endişelerle kavrulurken bir yandan da bunları düzeltecek zamanımın da pek kalmadığını farkettim. Koskoca dediğim üniversite döneminin 3. yılına giriyordum. Üniversite benim kendimi yetenek ve bilgi açısından oldukça iyi bir noktaya ulaştırmak istediğim süreç. Bu yüzden bu süreci uzatmak için elimden geleni yapacağım.(1 yıllık Japonya programları, yüksek lisans vs.)

Peki bu yazı neydi? Bu yazı söylenmeydi, kendime yakınmaydı. Zamandan korkmaydı ve dikkatli olmaktı. Edebi bir üslup falan beklemeyin çünkü ben yazdım. 

Biterken çalıyordu;